Welcome to our website !
Evet itiraf ediyorum, ilk piyasaya çıkacağını duyduğumdan beri istiyorum kendisini. Biliyorum o da beni istiyor. Bir kavuşabilsek mutlu mesut yaşayacağız eminim. Biliyorum bir çoğunuz şeklini şemalini görünce "ay ne bu be" diyorsunuzdur. Ben demiyorum. :) Hatta tam bana göre olduğunu düşünüyorum. :) Zaten oldum olası cep telefonlarımla dalga geçilir. Hele ilk telefonum Maxon lisedeyken bayağı bir ilgi çekmişti, iyi yönde değil tabii ki. :)) Son favorim Galaxy Note olduğu için, 1 ve 2 olmak üzere, aa televizyonunu da yanında getirmişsin gibi söylemlere gayet alışığım. O yüzden bu telefonu da alayım da arkadaşlarıma laf çıksın diyorum. :) Fotoğraf canavarı olan ben yanımda fotoğraf makinesi taşımaya üşendiğim için hep telefonumu kullanıyorum bu iş için. Şu Galaxy Camera'lar çıktığında da pek bir heyecanlanmıştım ama onu da taşımaktan üşenebilirim diye vazgeçtim. :) Sonuç olarak istiyorum işte. Eğer siz de ilgileniyorsanız şu an, kılıf ve ekstra şarj hediyeli. Hem de gidiş dönüş uçak bileti kazandırıyor. Daha ne olsun gel ben al diyor adeta. :)

Samsung Galaxy Zoom arka / back

Samsung Galaxy Zoom ön / front


Ok, I have a confession to make. I want it since I heard it will be on the market. I know he wants me too. Yes, it's a "he". I'm in love with my phones. Is that weird? :) I believe we can live happily ever after. :) I'm sure most of people thinks it has a weird shape but I don't. :) I think it's perfect for me. :) Well, my friends always joke about my phones. My first handy was very popular at high school, but in a bad way. :) My last favorite phone is Galaxy Note for a while. I'm use to people saying wow you bring your tv with you. :) SO I think I should get this phone and give my friends a new topic to joke about. :) I'm a photo-monster but I'm too lazy to carry a camera with me so my phone does it for me. :) I was so excited when I first saw Galaxy Camera but I knew I would never carry it with me. So in short, I want it. :) 
Beni çok mu özlediniz? :) Umarım özlemişsinizdir. :) Valla ben yazmayı özledim bir fırsat bulup kafamı toplayabilsem neler yazacağım ah neler yazacağım. Ama o zamana kadar ortalığı da boş bırakmamak adına size iki haftanın ortaya karışığını sunuyorum.

Did you miss me? :) I hope you did. :) Well, I miss writing so badly. If I can only have time I have lot to wirte about. But untill then here is a mix for you.

Takip ettiğim bir blogda okumuştum Mavi'nin İzmir koleksiyonunu ve o anda almaya karar vermiştim. :) Çok güzel, hatta muhteşem kanımca. :) / This is from a collection made for İzmir by Mavi. I decided to buy it at first sight. :) Lovely.

Bu cicilerimi çok severek Bakırköy'den aldım. Ucuz, rahat, parlak e daha ne olsun? :) / They are cheap, easy to wear and shiny, why should I need anything else? :)
Bilmem saçlarımın ne kadar kısaldığını fark ettiniz mi? :) Çok rahatım ve mutluyum ya neden daha önce kestirmemişim ki? Ha hatırladım o zaman çok saçım vardı. :// / Did you notice my hair cute? :) I'm so happy with my new hair cute. Why hadn't I have them cut before? Oops, because I had HAIR back then. ://
Battleship'i izlemeye gittiğimde Vivident kızları bir çekiliş yapıyordu. Şansım dönüyor sanırım ben kazandım. :) / I was seating and preparing myself for Battleship. Vivident Girls came and told me that I won this. :) I'm getting lucky, I guess.
Çok mutlu oldum. Benim kadar sakız çiğneyen birine çıkabilecek en güzel hediye. :) / They made me so happy. I'm kind of a chewing gum-monster. :)
I'Amaaaan bir sevdim ki bu pantolonu sormayın. Yapışık yaşamak istiyorum. Nasıl bir fosfor nasıl bir renk nasıl bir tatlılık. :) Sarı da fosforlu. İkisini bir giyip gece yürüyüşe çıkacağım. :) Pantolon Mango, üstse Bakırköy. :) / I'm in love with this outfit. Phosphoric orange and phosphoric yellow. Pants are by Mango the other is bought in Bakırköy.
Bu t-shirt beni çok güldürdü. Ergen yıllarıma döndüm. Nasıl olmuş da Bakırköy'e düşmüş anlamadım. :) / This made me smile. I feel like teenager. :)
Bu minik fenerleri de Tchibo'dan aldık. Çok bir tatlı, çok bir minik değiller mi? / We bougth them at Tchibo. Aren't they lovely and so tiny?
Bu inanılmaz görüntüyü sizinle paylaşmak istedim. Dedemlerin salonda kırk yıllık bir büfe var. Geçen hafta öne çektik büfeyi ve arkasının bunlarla kaplı olduğunu gördük. Vaktim olsa oturup hepsini okuyacaktım. :) Bu sadece bir kısmı. / My grandpa has an old cupboard. Last weekend we had to move it and this is what we saw. I wanted to share it with you. Those are thirty year old newspaper. I would love to read them all if I had time. This is just a part of it.

Birçoğunuz gibi ben üç günlük planlar yapamadım ne yazık ki. Bayram seyran düğün dernek pek fark etmez, iş olsun olmasın çalışmamız gerekir! Neden diye sormayın çok derin bir konu. :) Neyse ki pazartesi 12 sularında işten koşar adım çıktım. :) İki saat için iki saat yol tepmem de ayrı bir post konusu olur tabii. Her neyse, sonuç olarak çok güzel bir üç günün ardından geldik oturduk PC başına. Artık birikenleri yazmaya başlamak lazım.

April 23rd was a holiday here in Turkey. But I couldn't have plans myself since we work every holiday! Don't ask me why. If I start once no one can stop me. :) But I ran out at 12 and had myself a lovely day.

Birtakım işler peşinde olduğum için cumartesi Taksim'e gitmem gerekiyordu. O birtakım işler başından beri "bir ara yazacağım" dediğim işler, yine diyorum bir ara yazacağım. :) Hava, iki yağdırayım bir güneş açayım modundaydı fakat sonrada biz insancıklara acıdı da güneşte karar verdi. Ben de annemi de beraberimde sürükledim İstiklal'e. Gideceğim yer Tünel'deydi. İşim bittikten sonra Tünel'den yukarıya çıkmaya başladık.

I have some plans which I've been talking in my few posts but have not shared it with you guys, not yet but I will, I promise. :) Because of my have-to-dos I was at Taksim. Weather couldn't decided rain or shine. But at the end it started to shine. So I took my mom with me. We talked from Tunnel to Taksim Square.

Tünel'den yukarıya doğru çıkarken artistik pozlar veresim tuttu yine. :) / I felt artistic. :)



Acıkan karnımızı doyurmak için seçenek çok olunca kararsız kaldık. Bir ileri bir geri yürüdük, dolandık. Tabii bu arada İstiklal yerlilerine rastladık. :) / While looking for a place to eat I took their pic.

Hava güzel olduğu için dışarıda oturmak istedik. Aklıma Dilek geldi. Oranın yemeklerini de terasını da seviyorum ben. Çok da yakındık. Hemen daldık içeriye. Biz gittiğimizde oldukça kalabalıktı ama tabii ki ne yaptık ettik güzel bir yer bulduk kendimize. :)

Tam anlamıyla rejimime hala dönemediğim sanırım açıkça belli oluyor. :) Ama ne yapabilirim ye beni diyor işte. Efenim bu gördüğünüz Tavuklu Quesadilla. / Well as you can see I couldn't get back to my diet yet. :) What can I do, it says eat me :) This is a Chicken Quesadilla.

Anneminki de yanlış hatırlamıyorsam Köfte Dürüm gibi bir şeydi. / As far as I can remember my mom ate Wrap with Meatball.


En sevdiÄŸim kısım burası. Yemek üzerine tatlı. :) Tatlıyı pek sevmem de günde beÅŸ öğün dondurma yiyebilirim. Uzun zamandır favorim olan Charly Temmel'i size tanıtmak isterim. :) Ben waffle, kup vs. gibi ÅŸeyleri sevmediÄŸim için hep dondurma yerim orada. Ama herhalde benim için yan ürün olan ıvır zıvırlar da lezzetli çünkü yiyen çok. Ben dondurmadan ÅŸaÅŸmam. Her biri kafam kadar olan dondurmayı bitirmek gerçekten zaman alıyor. O kadar büyük bir dondurmayla İstiklal'de dolanmak pek de iyi bir fikir olmuyor genelde. :) 

This is my fave. Dessert. :) I actually don't like dessert but I can eat ice cream five time a day. You should try Charly Temmel if you have not yet. They also serve waffle, cups etc. but I just eat ice cream. But they should be delicious too. It's hard to eat and walk around since every ice cream ball is huge.

Muzlu, tiramisulu ve cookiesli :) Cennet böyle olmalı. / Banana, tiramisu and cookies ice cream balls. :) Heaven!
Antepfıstığı, cookies diğerini hatırlamıyorum. :( / Pistachio, cookies but I don't remember the other one.
İstiklal'de gezinmeyi çok özlemişim. Hele annemle bu keyfi yapmayalı bayağı olmuştu. Pasajlarda dolanmak beni geçmişe götürdü. Yıllar öncesine, kendimizi o pasajlarda alışveriş yaparken kaybettiğimiz yıllara. :)

It's been a while since my last visit to İstiklal with my mom. All those passage with lots of little shop makes me happy.

edit : Dün bütün gün uğraşarak yazdığım post bu sabah kendi kendine yarıya inmiş. Tekrar yazacağım ama ilk seferki gibi olur mu bilemiyorum. Sanırım Blog-droid yüzünden oldu. Yolda birkaç şey değiştirmek için oradan açmıştım. Siz siz olun kullanmayın bu uygulamayı.
I saw everything I wrote yesterday flew away today. I will write all over again. I think it happened because of Blog-droid app. Don't ever use it!

Blog yazmanının en güzel yanı yazarken aynı şeyleri yaşıyor olmak bence. :) Cumartesi gününü yazarken kendi kendime mutlu oldum. :)

Best thing about blogging is to live all over again when you write a post. :) Writing and remembering make me happy. :)

İstiklal benim. :) / İstiklal is mine. :)
Çok güzel bir cumartesiyi ardımızda bıraktıktan sonra gözlerimizi pazara açtık. Pazar için programımız çok önceden hazırdı, hamam! :) Ablamla Sofa Hotel'in SPA'sına gittik. Hamam öncesi sauna, sonrası masaj keyfi yaptık. Keyiften aklım başımdan gittiğinden hiç fotoğraf çekemedim. Gerçi çekecek de çok bir şey yoktu ya olsun. :) Saatler süren hamam keyfi karnımızı acıktırdığı için çok dolanmadan Grissini'ye oturduk. Ben brosciuttolu pizza yedim ablam da sarımsaklı deniz mahsüllü pizza yedi. Açlıktan gözüm görmedi fotoğraf falan. :) Çok lezzetliydi ve kocamandı diyebilirim ama. Hepsini bitiremedim ve paket yaptırdım kalanı. Ve bakın paketim neye benziyordu. Çocuk yaratıcı, harcanıyor bence. :) Takıp koluma gezmemi bekledi sanırım Nişantaşı'nda. :)

After a wonderful saturday, it was time for sunday plans. Our schedule was already set up, Turkish Bath! :) My sister and I, we went to Sofa Hotel' SPA. We use sauna before bath and have massage after bath. :) Relax mode on! I forgot to take pictures when I'm hungry or I'm relax. :) After hours of relaxing of course we were hungry. There is a nice Italian Restaurant called Grissini. We take our seats and ordered pizza. Mine was with prosciutto and hers was with garlic and sea food. Of course I forgot to take pictures again. I was so hungry to think of it. :) But I can tell you they were giant and delicious. :) I couldn't finish mine so I wanted to take it with me. Look how he packed it. :) Isn't he creative? :)

Pizzam. :) / My pizza. :)
Yemekten sonra biraz dolandık, etrafa bakındık. Sonra bizim tarafa dönmeye karar verdik. Yoldan annemi arayıp onu da aramıza aldık ve Yeşilköy'e gittik. Sahildeki balıkçıların oraya kapanan bir balıkçı yerine çok güzel bir mekan açılmış. Daha önce ablamın keşfiyle adını duymuştum ama hiç gitmemiştim. Çok güzel açık havada yer bulup oturduk. Acıkmayacak kadar yediğimiz için yemeklerini deneyemedik. :) Sadece içtik. :) Sağ üst köşedeki fotoğrafların iki tanesi oraya ait, muhteşem ikili mesela. :) Yerin adı Middle Kitchen. Ben çok beğendim en kısa zamanda yeniden ziyaret edip sizler için bilgi toplayacağım. :)

After the lunch we walked around for a while then we return. I called my mom and she joined us. We went to Yeşilköy, a place near the sea with lots of fish restaurant. We didn't go to a fish restaurant but to a newly-opened cafe&restaurant called Middle Kitchen. We were so full couldn't taste anything.:) Just drunk! :) You can see a few photos belong to our drinks on the top right corner. I really loved that place and will go again asap and gather more information and photos for you. :)

Bundan sonra Instagram resimlerim slyat olarak sağ üst köşede dönecek. Oradan fotoğraflarımı takip edebilirsiniz. Orada kullandığım fotoğraflarımı postta kullanmayacağım. Yaşasın Instagram. :)


From now on you can see my Instagram photos sliding on the top right corner. You can follow my photos. I won't use those photos in my posts. Long live Instagram. :)

Evet gelelim pazartesine! Dediğim gibi çok gerekliymiş gibi işe gidip 12'de koşarak çıktım. Nasıl olduğunu anlayamadım ama 40 dakikada evdeydim. Günlerden 23 Nisan olduğu için ben de çocuk olduğum için annemin elinden tuttum, gezdim. :)

And monday! As I wrote before I had to go to work I don't know why. But I ran out at 12 and was at home after 40 mins I couldn't understand how that happened. April 23rd is a festival for children. I'm a little child so I held my mom's hand and had myself a lovely day. :)

Kedi kedi kedi. / Kitty kitty kitty.
Benim de sevgiye ihtiyacım var. / I'm a cat and I need some lovin'.
Dolan dolan beynimiz döndü. Bizim evin orada küçük bir büfe var, oturacak yeri de var. Güneşli bir yer bulup oturduk. Ablamın da bize katılmasıyla aile saadeti yaşadık. :) Çaylarımızın yanında az sonra fotoğrafta göreceğiniz waffleları mideye indirdik. :) Çok keyifliydi.

After wandering around, there are a little cafe near our place we sat down there. What a sunny day! My sister joined us. We drunk tea with waffles, you will see them in the following picture. It was su joyful.

Gelelim ganimetlere. :) İlk karede gördüğünüz BİM'de satılan karamel dolgulu waffle. Gofret gibi ama çok lezzetli. Daha önce bir blogda görmüştüm. Daha sonrada tesadüfen bir arkadaşımda tattım. Ben çok beğendim. Hepsini de yedim. :) Rejimime geri döneceğim için bitirmem gerekiyordu. :) Gördüğünüz iki şalı Ender'den aldım. Renkleri göründüğü kadar soluk değil aslında. Çok sevdim kendilerini. Son karedeki kalpli küpelerin rengi çok sık kullandığım renkler. Çok severek Atlas Pasajı'ndan aldım. Peace küpeleri de yine İstiklal'deki Six'ten aldım. Renklerine bayıldım. Sarı bilekliğiyse ben yapmıştım zamanında. / Those are my gainings. :) The first one is a delicious not healty waffle. :) It's Holland Caramel Waffle. I ate them all because I started my diet again tuesday. I had to finish them. I bought these two shawls, loved their colours. In the last one you can see my heart shaped earings. I found them in Atlas passage. I love those colours and wear them all the time. And peace earings are bought in Istiklal as well. I found them in Six. The yellow bracelet was made my me once upon a time when I was young and was a student. :)
Çok güzel bir üç gündü. Keşke hayat hep böyle olsa. En azından daha stressiz olsa. Yaşadığımız anlasak.

It was such a joyful three days. I wish life were that way always at least less stressful. Feel the life is a wonderful thing.

Aman ne yapayım vakit bulamadım yazacak bir hafta sarktı. Yazacağım da çok ahım şahım bir şey değil ama yazmayı kafama koydum bir kere yazmazsam olmaz :) Geçen pazar hava çok çok güzelken buluştuğum sevgili arkadaşım Fulya'yla bizim evin hemen arkasındaki San Marcos Caffe'ye gittik. Eskiden beri gittiğim bir yer aslında ama uzun zamandır gitmiyordum. Yeri büyüttüler, işleri geliştirdiler. Uzun zamandır orada yemiyordum. Karnımız açlık sinyalleri verince benim de aklıma orası geldi. Gözlüklerimizi gözümüze taktık en güneşli yere oturduk. İyi ki o kadar absorbe etmişiz güneşi o gün. Ben yemekleri çok beğendim. Genelde birşeyler içmeye gittiğim bir yerdi. Risk alıp denedim ve çok beğendim. Mantarlar o kadar lezzetliydi ki aklımdan çıkaramıyorum bir türlü.:) Bakırköy'e yolunuz düşerse aklınızda olsun burası da.

Bu yediğimin adını hatırlamıyorum. Ama çoooook lezzetliydi. Burritolar arasındaydı mönü de ama tabii ki o bir burrito değil. :) Mantar ve sosun altındaki tavuk. Mantarlar harikaydı ya çok lezzetliydi gerçekten. Arka planda görünense ıspanaklı peynirli güzel bir şey. :) Gördüğünüz gibi hep hamburger yemiyorum ben. :) / I really don't remember the name of it. But it was so delicious. There is a chicken hidding underneath the mushrooms and all those sauce. Mushrooms were very delicious. And also it was served with spinach and cheese. As you see I don't eat burgers all the time. :)
Fulya makarnadan yana kullandı tercihini. Sosu muhteşemdi. / This was Fulya's choice.

Bunu da telefonuma indirdiğim bir uygulamayla çektim. İlk denemem olduğu için pek sanatsal olmadı. :) Fotoğrafı çektikten sonra düzenleyebileceğiniz farklı bir programı da var. İndirmek isterseniz iPhone için buraya, Android için buraya tıklayabilirsiniz. Uygulamanın adı Multi-lens Camera. / I took this picture via an app that I've recently downloaded. This was my first photo taken via this app. So it in-s not that artistic I know. :) After taking pictures there is an other app where you can edit the pics. If you would like to donwload for your iPhone click here, or for your Android phone click here.
Those photos were taken last sunday yeap not today. :) I couldn't create time for this post before. It was such a sunny and warm sunday. I was with my friend Fulya. We were so hungry and went first place pop in my mind. It's a very close restaurant to my home but I didn't go for a while. We find the most sunny table to seat. I'm glad we did since this weekend sun is not shining that much. I usually have drink when I go that restaurant but this time I try their food and it was so delicious. I keep thinking how delicious was mushrooms. :)
Çok hastayım arkadaşlar. Perşembeden beri öyleyim fakat haftasonu ve ardından pazartesi sendromoyla birlikte iyice ipleri eline aldı hastalık. Antibiyotik, teraflu en iyi arkadaşım oldu. Bugün işe bile gidemedim. Birkaç saat önce yatağımdan sürünerek kalktım o da ilacımın saati geçtiği için oldu. Yoksa hala uyuyor olurdum. Annem de İzmir'e gitti dün. Çok güzel bir deneme oluyor bu bana ilerisi için nelerin beni beklediğine dair. İyileşir iyileşmez yazacağım postle ne demek istediğimi anlayacaksınız. Aklımda hazır olan ancak mikroplarla savaşan vücudumun halsizliği nedeniyle yazamadığım postlarımı en kısa zamanda yazmayı ümit ediyorum. Ayrıca annemin burada olup bana çorba yapmasını, ona şımarmayı istiyorum. Neyse daha fazla duygu sömürüsü yapmayayım annişkoma. Zaten aklı bende kaldı. Kırk yılın başında bir yere gitti burnundan gelmesin. Birkaç güne düzelirim zaten ben de. :(((( Annneeeee ben çok hastayım. :))
Neyse efenim araya sıkıştırmak istediÄŸim havanın güzelliÄŸiyle ve de haftasonu olması nedeniyle dışarıya çıkmaktan kendimi alamamıştım. AbliÅŸkomu da özlediÄŸim için cumartesi buluÅŸtuk. Fazla dolanmadık zaten hemen yemek olayına geçtik. Midpoint'i pek sevdiÄŸimi söyleyemeyeceÄŸim. Oraya gidene kadar gitmeyi tercih edeceÄŸim bir sürü yer var. Bir tek Tünel tarafındaki beni cezbediyor. Güzel havalarda dışarıda oturup Mojito yudumlamak çok bir keyifli oluyor. Her neyse doÄŸru dürüst, dışarıda yeri olan bir yer bulamayınca Capacity'deki Midpoint'e gittik. Isıtıcılar sayesinde hiç üşümeden dışarıda oturduk. Keyifliydi ve tabii ki her zamanki gibi çok kalabalıktı gereksiz yere. Ancak yemekler yine çok bir lezzetliydi. Benim favorim Üç Peynirli Tavuklu Salata, tabii saÄŸlıklı beslenme çabalarında olduÄŸum için bu böyle yoksa daha farklı bir ÅŸey yazıyor olurdum buraya :) Salatanın tavukları nasıl her zaman o kadar yumuÅŸak olabiliyor gerçekten anlıyamıyorum. Kesinlikle mazlemeden çalmıyorlar. YeÅŸil elma, ceviz ve o üç peynirin uyumu muhteÅŸem. Bir salata ne kadar muhteÅŸem olabilir ki demeyin. Sizin için olmayabilir belki ama ben salata yemeden yaÅŸayamam çoooook seviyorum salatayı. Sadece salatayla doyarım, uzun süre de acıkmam. Annem Pasific pizza yedi. Tabii ki azıcık ucundan aldım. Çok güzeldi. Tam hatırlayamıyorum ama ıspanak, peynir ve bir ÅŸeyler daha vardı. Ablamsa tabii ki normal birÅŸey yemedi. I LOVE MY SIS. :) Karides ÅŸiÅŸ gibi bir ÅŸeydi. Lezzeti olduÄŸunu inkar etmeyeceÄŸim tabii. Hele yanındaki fıstıklı lahana salatası acayip zekice ve lezzetliydi. 
Bizim yediklerimiz ve keyif aldıklarımız bunlardı. Aklınızda olsun. :)


Hepsi çok lezzetliiii. / All delicious.

I'm very sick since thursday. I couldn't even go to the office today. My best friends are my medicines nowadays. I couldn't leave my bed untill few hours ago and I wouldn't if I had to take my pills. My mom is off to İzmir. Well, this would be an experience for me to see how would it be my life with own my own. You will understand what I mean when you read my next post. I hope to find enough power to write all posts that I created in my mind asap. And I wish my mom to be here and made soup for me and I wish she take care of me. I think that's enough to appeal to emotion. She doesn't travel often I don't want her to think of me every steps she takes. I will be OK in few days. :(((( I'm so sick moooommyy. :))
Saturday, weather was amazing so I couldn't help myself and went out, met my sister. We were so hungry and wanted to go somewhere whisch has outside place to seat. We went to Midpoint. It's not my favourite place but I accepted it. It was so crowd but foods were delicious. I always eat Chicken Salad with Three Types of Cheese since I try to be healthy and thin :) It's so delicious. They always go generous when they make salad with lots of ingredients. I always enjoy eating salad, I feel full and don't feel hungry for a while. My mom ate Pasific Pizza which was delicious I of course tasted it. And my sis, she of course didn't eat something usual. :) I LOVE MY SIS. :) Shripms. It was served with cabbage salad with pistachio. Yummy.
Yakında blogumun adını Hamburger Evi olarak deÄŸiÅŸtirmek zorunda kalacağım. Yemek postlarımın çoÄŸu hamburger üzerine olsa da hayatım hamburgerden ibaret deÄŸil tabii ki. :) Sadece diyetin karanlık yollarında kaybolurken yaptığım kaçamaklar o yönde oluyor sanırım. Her neyse uzun zamandır önünden geçtiÄŸim ama düne kadar denemediÄŸim Mandal Cafe&Restaurant'dan bahsedeceÄŸim. Dışarıdan bakınca dekorasyonu sizi içeri çekiyor. Minik bir yer tam da yolun kenarında ama bir ÅŸekilde dışarıda otururken ne arabalar ne de gelen geçen sizi rahatsız ediyor. Sebebi sanırım dışarıya koydukları kocaman kırmızı ÅŸemsiye. Åžemsiye oturulan yerin üstünü tamamen kaplayıp yoldan ayırıyor sizi. Cafenin konumu ÅŸemsiyenin güzel bahar güneÅŸini engellemesine de izin vermiyor. Bakırköy'de Halid Ziya UÅŸaklıgil Caddesi'nden aÅŸağıya Galleria'ya doÄŸru yürürken solunuzda kalıyor. Balıkçıları geçtikten az sonra. 

This is a cute little cafe&restaurant near my home. I loved its decoration and and of course the food. Oh, the food. I know when you take a look into my blog it sounds like I'm a hamburger monster but I'm not. I just need to eat it time to time. :) Because of my diet I don't eat fast food or any food that my diet forbid me to. But weekends I may need a break up you know. :) I took some pictures to show you the decoration and the food. Enjoy!







Ben küçük ama sevimli buldum burayı. Çalan müzikler de harikaydı. Dışarıyı çekmeyi tabii ki unuttum hamburger falan derken. :) Yemeklerin görünü de aşağıdaki gibiydi. Abartısız yediğim en güzel hamburgerlerin başında geliyor diyebilirim. Köftelerini kendileri yapıyorlarmış. Deneyin pişman olmazsınız. Mantısı da çok güzelmiş dediler ama o bir dahaki sefere artık tabii hamburgerden vazgeçebilirsem. :)

İnsan aç olunca böyle çılgınlıklar yapabiliyor. Sonra hamburgerin ortasında çatlamanın eşiğinden dönüyor. / This is what I ate before burger. :)
Annemin cheeseburgeri. / My mother ate a cheeseburger.
Benim biggburgerım. İçinde közlenmiş patlıcan, soya soslu soğan halkaları, hellim peyniri, turşu, marul ve ketçap var. Ağzım sulandı yine ya. / This is what I ate. It was yummmmmy. There was grilled eggplant, onion rings with soy sauce, Cyprus Hellim cheese, pickles and ketchup in it. Hungry again. :)

Güneş nihayet nazlanmaktan vazgeçti ve o gül çehresini bize gösterdi. Ne de özlemişiz kendisini. Ruhum bile ısındı bugün. Havayı güzel gören herkes gibi attık biz de kendimizi dışarılara. Güneş elini ayağına çekene kadar da keyfini sürdük. Devamlı hareket halindeydik. Bir tek yemek yemek için oturduk. O da çok değişik bir yer olmadığı için yemek fotoğraflarıyla süslemeyeceğim bu postu. Haftasonları ufak kaçamaklar yapıyorum valla 10 kilodan sonda hak ettiğim düşüncesindeyim. :) Bugün de Yedibölge'de yarım kıymalı, kaşarlı, ıspanaklı gözlemeyle ve yarım tabak sarımsaklı mantıyla Dukan'ı aldattım. Çok güzellerdiiiiiii. Güneş vuran minik terasında oturmak da ayrı bir zevkliydi. Her neyse pek yapmasam da bugün ne giydim kısmını sizlerle paylaşasım var. Sanırım kilo verdiğim için şımarıyorum ondan olabilir. :)

Gelecek göklerde. :) / Future is in the sky. :)
ZooM
Güneşin hasretini çeken sadece bizler değiliz tabii ki. :) / We are not the only ones who wait for sun comes out. :)
 Today finally sun stopped hiding and shined all day long. I missed sunny days so much. Even my bones have got heat. Like everyone did we were out all day. We were mobile and just stop walking for lunch. It was a regular lunch so I didn't take any photos. But it was yummy. I've cheated Dukan today and don't feel guilty :) Well, after losing 10kilos I think I deserve it. I usually don't post my outfit but voila.
Michelle Williams'ı her gördüğümde nereden nereye geldiÄŸini düşünüyorum. Dawson Creek'le adını hafizalarımıza kazıyan Michelle'in ne kadar yol aldığı ortada. OyunculuÄŸunu inanılmaz derecede geliÅŸtirdiÄŸi aÅŸikar. Michelle muhteÅŸem oynamış Marilyn'i. Hayran kaldım. EÄŸer karşısında Meryl Streep olmasaydı Oscar heykelciÄŸiyle kesin kucaklaşırdı. Kenneth Branagh ise Much Ado About Nothing'i izlediÄŸimden beri her daim radarıma takılır. Nedenini ÅŸimdi fark ettim. O da İrlandalıymış. İrlandalı ve İrlanda asıllılara karşı zaafım var, ben biliyorum, herkes biliyor bir İrlanda bilmiyor. :) Kesin vaktiÄŸiyle araÅŸtırıp öğrenmiÅŸimdir bu ayrıntıyı ama aklımda kalmıyor bazen. :) Bu filmde ne kadar yaÅŸlandığına inanamadım. Yüzü bildiÄŸiniz sarkmış. Umarım en azından bir kısmı rolü gereÄŸi yapılan makyajdır.  GeçtiÄŸi yıllar, oyunculuk, müzikler vs. benim filmi sevmeme yetti. Film, Marilyn Monroe ve ekibin The Prince and the Showgirl filminin çekimlerinde yaÅŸananları konu alıyor diyebiliriz kısaca. Colin Clark'ın aynı isimli kitabından uyarlama. Yönetmenin üçüncü asistanı olan Clark, filmin çekimleri sırasında Marilyn'le geçirdiÄŸi bir haftayı kaleme almış. Artık ne kadarı doÄŸru ne kadar deÄŸil filmin bilemiyorum.
Vizyona gireli bayağı oldu ancak daha önceki yazılarımı okuyanlar sinemaya gitmenin bazen ruhumunu ne kadar sıkabileceğini bilirler. :) O nedenle geçtiğimiz pazar hazır Marmara Forum'dayken ve oradaki Cinebonus'u hiç şereflendirmediğimden gitmeye karar verdim ya da annem tarafından karar verdirildim çok emin değilim. :) 16 sinema salonuyla en büyük Cinebonus MF'daki bildiğim kadarıyla. O kadarki hiç göze batmadan bir filmden çıkıp diğerine girebilirsiniz. Kapıda görevli falan da göremedim ben. Ama tabii ki öyle şeyler yapmıyoruz. :) Filmlerin başında gösterilen reklamlara fena takık olduğumu biliyorsunuzdur. Filmden filme ve sinema salonuna göre değişiyor. En fazla Capacity Cinebonus bayıyor beni reklamlarla. MF'deki filmle de alakalı olsa gerek reklamları çok tutmadı. Ben de sinir krizi geçirmeden filme konsantre olabildim.

Arthur Miller&Marilyn Monroe
Dougray Scott&Michelle Williams

Dawson's Creek was my favourite TV series back then. When ever I saw a movie of Michelle Williams, I think how much she made significant progress on her acting. She is very successful characterizing Marilyn. I liked it very much. If Meryl Streep was not nominated this year's Oscar I think Michelle may won the Oscar. Kenneth Branagh is one of my favourite actor ever since I've watched Much Ado About Nothing. I now understand why I like him so much. He's Irish. :) I have a weakness for Irish guys. I know, everybody knows but Irish people don't know it yet. :)  Anyway, he looks very old. I hope it is a make-up for his role, just hoping. :) '50s, musics and their acting was amazing for me. I loved the movie. It's based on Colin Clark's book. He's the third assistant director on "The Prince and the Showgirl", who claimed he spent a romantic week with Marilyn during the production of that film. Or, maybe not. Who knows?
It has been a while it hit the cinema but you will understand how I have hard time to go and watch a movie on a cinema complex when you read my previous posts. (I will translate them to English hopefully this week-end.) This shoping mall has a hugh cinema complex with 16 salons. I hate when they screen lots of commercial before the movie! But it was not first release week and I think every cinema complex has their own policy regarding commercial airing. So they did not screen lots of commercial. I was peaceful and fully concentrated on the movie. 
Marmara Forum'a aylar önce gitmiştim ve de gittiğime gideceğime pişman olmuştum. Yeni açıldığı zamanlardı. Gidenler bilir oldukça geniş ve ferah bir AVM aslında fakat inanılmaz bir kalabalık vardı. İnanılmaz derken gerçekten inanılmazı kastediyorum. Ürkünç ve korkunçtu aynı zamanda. Bu kötü tecrübemin ardından uzun süre adım atmadım oraya. Ta ki geçtiğimiz pazara kadar. bir süre önce tutan Berliner krizimi hatırlarsınız. Berliner bulamayınca doughnutla yetinmeye karar vermiştim. Krispy Kreme'de ilk istikametti. Pazara kadar gidecek vakit bulamadığım için o mutlu sona da ulaşamamıştım ve hala ulaşamadım. Çünkü gittiğimde gördüm ki Krispy Kreme kapanmış. Evren bana bir mesaj yolluyor sanırım. Üzgünüm evrencim ama bu konuda benimle inatlaşmasan iyi edersin. O doughnut bir gün benim olacak.
Neyse bu sefer korktuğum gibi bir kalabalıkla karşılaşmadım ve rahat rahat dolandım. Dolandığım yetmedi bir de Carrefour'u keşfedeyim dedim. Şimdiye kadar gördüğüm en en en büyük Carrefour. Ucu bucağı yok. Saatlerce dolan dolan kaybol o derece. İşte kendimi kaybetmiş gezinirken Kırıktarak'ın bu enteresan olayını keşfettim. Saç bakım ve cihazlarının oraya bu yuvarlağı konumlandırmışlar. Çok pratik. Fiyatlar da gayet makul Kırıktarak'tan beklenmeyecek şekilde. Üstelik ekspress olarak yapılabilecek diğer güzellik işlemlerini de yapıyorlar. Fikir çok hoşuma gitti. Ben de bu ekspress kuaförü sizinle paylaşayım istedim. Hiç ummadığınız bir anda ihtiyacınız olabilir. :) Aklınızda olsun.

K-CUT

K-CUT. Fiyat listesini de bu fotoğrafta görebilirsiniz.



Dışarıda çok güzel bir hava var.(dı ben yazıyı hazırlayana kadar...) Benim için güzel demek güneş demek. Tabii ben bu güzel havadan hiçbir şekilde faydalanamıyorum. Öğle yemeğine bile dışarı çıkmıyorum. Vampirim ben. Ama köken değil sonradan istemeyerek olanlardan. Hava güzel olunca pazartesi daha da çekilmez oluyor. Her pazartesi aynı isyanları yaşamaktan sıkıldım yahu. Cumaya kadar sıkıcı iş hayatına alışıyorum sonra hoop haftasonu ve yine aynı döngü. Yazıya başlamamın nedeni isyeeeeaann etmek değildi aslında ama bu saate kadar gözlerimi bilgisayardan ayıramadığım için ister istemez öyle oldu :)

Değişiklik iyidir. Tazedir, güzeldir. İnsanı mutlu eder. İşte ben de değiştikçe mutlu oluyorum. :) Cumartesi günü ani bir kararla saçlarımı iyice kısalttım. Bu yazının amacı birçok şeyi aynı anda paylaşmak. 1 - Kısacık saçlarım ve onları çok seviyorum. 2 - Dukan Diyeti bir mucize. Önceki resimlerimi paylaşmaya pek hevesli değilim. İstediğim kiloya indiğimde önce ve sonra resimlerini paylaşırım daha etkili olur :). 8 kilo vermiş halim budur işte siz düşünün. 3 - Mavi mavi masmavi ayakkabılarım. Ama 8 kilodan sonra ayağıma biraz bol geldiklerini yolda fark ettim. :) 4 - Forsa Balık.

Bundan daha kısa kestirmeye karar vermem umarım. Kendimden korktum. :) Fotoğrafta göründüğü kadar koyu değil aslında saçımı rengi. Nedense böyle çıkıyor. Ve evet boyasızım. :)

Yüzümdekiyle yaratığa benzediğimin farkındayım. :) Amacım ayakkabılarımı sizinle paylaşmak. Mavi ayakkabılarımı çok seviyorum. Bakırköy'de Angelique diye bir mağaza var. Hem kaliteli hem uygun fiyata istediğimi bulabiliyorum. Çantamı nereden aldığımı hatırlamıyorum. Eve gidince bir "edit" geçerim bu posta. :)

Fotoğrafı çekildiğimiz yer tam da İkinci Bahar'ın çekildiği yer. Çok uzun zaman oldu dizi biteli ama çok severek izlediğim dizilerden biriydi. En azında o zamanlar Türk dizileri seyredilebilir kıvamdaydı.

O akşam çok kalabalık bir gruptuk. Bizim gibi bir sürü kalabalık grup vardı. Yanlış hatırlamıyorsam üç katlı bir yer Forsa Balık. Her kat doluydu. O kadar doluluğa rağmen ikramda kusur etmediler diyebilirim. Mezeler, ara sıcaklar, ana yemek, tatlı her şey çok lezzetliydi. Çalışanlar efendi, müzik de Nevizade'den kesinlikle daha kaliteliydi. :) Kesinlikle tekrar gideceğim. Yolunuz o tarafa düşerse aklınızda bulunsun derim.


Bu sefer İzmir'e sadece ve sadece babam için gittim. O nedenle dışarılarda pek gezinmedim. Sadece bir gün Alsancak'a inip arkadaşlarımı gördüm. O da çok ani bir karar olduğu için doğru dürüst organize olamadık. Ama olsun görebildiklerimi yanıma kar sayıyorum.
Aslında bu postu sadece ev huzuruna ayırmıştım. Ancak şimdi fark ettim ki bir önceki postta arkadaşımın restoranında yediğim o enfes sufleyi yazmamışım. Nasıl atladım bilemiyorum çünkü unutulacak cinsten değil. Tabii ben yine rejimi bozmanın verdiği heyecan ve enfes tatla fotoğraf çekmeyi unuttum. :) Bu resmi bir arkadaşımdan aldım. Efenim bu suflenin özelliği türk kahvesiyle yapılması. Suflenin iç bayan çikolatasını bastırıp kahve tadıyla sona ulaşmanız an meselesi ilk kaşıktan sonra. Sunum çok orijinal değil mi? Ben lokumları içine atmadan yedim ama atınca da ayrı bir güzel oluyormuş. Bir dahakine artık. Ona da yetişebilirsem tabii. Mekanın adı Dionysos, Alsancak Kıbrıs Şehitleri'nde. Ama ne yazık ki arkadaşım mekanı devrediyor. Yemekleri de çok başarı bulmuştum. Çok fazla tat deneyecek fırsatım olmasa da denediklerim bana yeterli miktarda fikir verdi. Daha önce gittiğimde de tiramisu yemiştim. Bu kadar güzel ve orijinaline sadık bir tek babamın yaptığını yemiştim daha önce. Sizin de aklınızda olsun, yolunuz düşerse belki mekan devredilmeden yetişirsiniz. Valla devretse de ben sözümü aldım istediğimde yapacak bana istediklerimi :) Canım arkadaşımın ilerleyen zamanda yeniden bir mekan açmasını ve kimseyi bu lezzetlerden mahrum etmemesini diliyorum.

İzmir'de yaşadığım süre boyunca Bostanlı'da oturdum. İki ev değiştirdik ikisini de çok sevdim. Tabii benim bıraktığım Bostanlı'yla şimdiki Bostanlı arasında bir hayli fark var. Ama sanırım hala seviyorum Bostanlı'yı. Ne yazık ki İzmir'e gittiğimde eski muhitime gitme fırsatı pek bulamıyorum. En fazla Alsancak'a ulaşıyorum. ÇÜNKÜ BABAM EVİ KALABAK'A TAŞIDI! Orası neresi derseniz tilkinin altın sıçtığı ürettiği :) yer diyebilirim. Gerçi orası da gelişiyor artık. Ama uzak arkadaşım uzak. Araba şart. Benim ehliyet de yedi yıldır kimlik yerine kullanılıyor. O nedenle ya birine yalvarmam gerek beni bırakması için ya da dolmuş-otobüs-vapur kombinasyonları yapmam gerekli. :) Ev çok güzel eyvallah. Ama arkadaşım müstakil olsun diye bu eziyet çekilir mi? Yıllarca beton binalarda oturduk çok kötü bir şey değil yani :) Ben bir bahçe katı bulurdum babama ekip biçerdi yine :P Neyse artık evin uzaklığı o kadar rahatsız etmiyor beni. Sanırım oranın sessizliği, yeşilliği ve rahatlığı artık beni de cezbediyor. Tabii bunda İstanbul'un karmaşına artık hiç katlanamamamın da büyük bir etkisi var. Eskiden "hayatta yaşamam" dediğim yerde şimdi "yaşarım ya oh mis" diyorum. Ama tabii ki araba olması şartıyla :) İnsanın yaşı ilerledikçe, deneyimleri arttıkça hayata bakışı nasıl da değişiyor. Çok ilginç. Bazen kendimi gözlemlediğimde fikirlerimin bu kadar değişmesi, hayattan beklentilerimin bu kadar farklılaşması beni şaşırtıyor.

Daha önce de yazdığım gibi bu sefer rejimi bir kenara kaldırdım ve kendimi babamın enfes yemeklerinin tadına bıraktım. Yaban domuzundan iki farklı yemek yaptı. İkisi de birbirinden lezzetliydi. Tarifleri aynen babamdan aldığım gibi paylaşıyorum. :) Yaban domuzu bulmak pek kolay olmayacağından ve de herkes yemeyeceğinden yaban domuzunu değiştiriyorum(z). :)) Ayrıca iki değişik meze yapmıştı babam. Benim favorim kesinlikle Somonlu Rezene. Harika bir tarif kesinlikle kefilim. BAYILDIM. Diğeri Avokadolu Karides. Ben de tadımlık yemek gibi bir mantık olmadığı için çatallarım genelde. Ancak bu meze tadımlık olursa güzel. Çok fazla yediğinizde avakado tadı bayıyor. Ama farklı bir lezzet daha önce denemediyseniz tavsiye ederim. Bu iki mezenin fotoğraflarını unutmadım :) Fakat ana yemek mideme inince fotoğraf çekmediğimi hatırladım. Şimdilik fotoğrafsız idare edin. Bir dahaki İzmir seferimde aynı yemek denk gelirse fotoğrafla taçlandırırım artık.

 
1-Somonlu Rezene

1 adet rezene, 1 paket somon, 1 yemek kaşığı kaba kıyılmış kapari, yarım demet dereotu

Rezene çok ince kıyılır. Buna kapari, ufak parçalara ayrılmış somon, dereotu ilave edilir. Mayonez ve süzme yoğurtla karıştırılır. Şayet koyu kalırsa biraz normal yoğurtla inceltilir.



2-Karidesli Avokado  
 
2 adet Avokado, yarım demet dereotu, 100gr çimçim karides, yarım limon suyu, tuz, biber, 1 acı ufak yeşil biber.

Avokadolar ortadan ikiye bölünür, çekirdeği çıkartılır, dış kabuğu parçalanmadan içi bir kaba alınır ve çatalla ezilir. Tuz, karabiber, ufak doğranmış yeşil biber, kaynar suya atılıp çıkartılmış ve kaba doğranmış karides, dereotu ilave edilir ve karıştırılır. Bunlar avokadonun boş kabuklarına doldurulur. Bu sağlıklı olanı. İstenirse biraz mayonez ilave edilebilir.



3-Dana Terrakota

1kg dana kuş başı iri doğranmış, 8-10 adet tane karabiber, tuz, 3-4 orta boy kırmızı soğan, 1 şişe kırmızı şarap yarım çay fincanı zeytinyağı

Kırmızı soğanlar 4 parçaya bölünür. Bütün malzemelerle tencereye konup kısık ateşte 2 saat pişirilir

4-Fırında Parça Et ( sığır veya kuzu but) 

1kg fırınlık sığır eti, 8-10 adet sarımsak, taze kekik, 2-3 adet defne yaprağı, tuz, karabiber, 1 ÅŸiÅŸe kırmızı ÅŸarap,  1 büyük soÄŸan, 1 paket mantar

Etin üzerine bıçağın ucu ile delikler açılıp ince dilimlere kesilmiş sarımsak sokuşturulur. Soğan piyazlık doğranır. Derin bir kaba et alınır, soğanlar ilave edilir. Tuz, biber, defne yaprağı, dal kekik ve eti kaplıyacak kadar kırmızı şarap ilave edilip bir gece buz dolabında bekletilir. Ertesi gün fırına atılır ve üzerine sostan ilave edilir. Diğer bir tarafta mantarlar ince dilimlenir. Tavada biraz zeytinyağında öldürülür. Biraz tuz ve etin yattığı sostan ilave edilir. Karabiberle tatlandırılır. Biraz un ilave edilip yoğunluk kazandırılır. Et tahminen 2 saat 180 derece fırında piştikten sonra çıkartılır. Üzerine aliminyum folye örtülüp 15-20 dakika bekletildikten sonra dilimlenir ve hazırlanan mantar sosla servis edilir.

Kızını çok seven babasından tarifler. AAAAfffffiiiiyeeeettttt olsun."




Lanet olası İstanbul'a döndüğümden beri ayaklarımı uzatayım hadi uzatmayayım oturayıp iki keyif yapayım yazımı yazayım diye çırpınıp duruyorum ancak bugün fırsat bulabildim. Fırsat buldum demeyelim de yarattım diyelim. Valla çoğu arkadaşımın aksine ben İstanbul'un güzel taraflarını görüp "nasıl aşık olunmaz" bu şehre modunda gezemiyorum. Sabah 2, akşam 2 saat toplam 4 saat yol çekince, o yol da İstanbul'un eeeeen güzel muhitlerinden geçmeyince ve de tabii ki o yolu otobüslerde aktarma yapa yapa kat edince İstanbul'a gözlerimden kalpler çıkarak bakamıyorum. Otobüs, metrobüs hadiselerini hiç açmıyorum bile. Belki evim işime yakın olursa, trafik de neymiş ya diyebileceğim bir günüm olursa ve de 5'te çıkacağım bir işim olursa İstanbul'u tekrardan sevebilirim. Oh be iyi geldi biraz içimi döktüm.
Gelelim İzmir'e. İzmir'i Çeşme'den ibaret sanmayın. Millet Çeşme'ye akın etmekten İzmir'e hiç vakit ayırmaz. Varsa yoksa Çeşme. Hiç de sevmem Çeşme'yi. On beş yıldan fazla yaşadım İzmir'de hiç sevemedim. Ben BODRUMcuyum. Bırak beni oraya ne ara ne sor.


Üniversite için İzmir'den ayrılmak kesinlikle çok baÅŸarılı bir tercihti. Hayatım en güzel yılları sanırım üniversite yıllardı. Geriye dönsem kesinlikle farklı bir karar vermem. Ama İstanbul'da yaÅŸamak çok doÄŸru bir fikir deÄŸilmiÅŸ ya. Her İzmir'e gittiÄŸimde aynı duygularla dönüyorum. Birkaç arkadaşım dışında aÄŸzının payını alan gerisin geri İzmir'e döndü. Sıkılacağımı sanmıyorum o yüzden. Hali hazırda bir çevrem var en azından. Babam orada, temelli dönmeye karar versem annem de gelir benimle. Bir tek ablamı özlerim çooook. Yapılacak aktiviteler İstanbul'dakinden biraz daha farklı orada tabii, seçenek çok fazla deÄŸil. İstiklal'den uzak olacağımı düşünmek bile beni rahatsız ediyor. LeÅŸ tayfayım ben yapacak bir ÅŸey :) İzmir'de yaÅŸayanlar da sıkıntıdan çatlayıp boÅŸ boÅŸ oturmuyorlar sonuçta. Bulunur elbet yapacak birÅŸeyler. Çok mu özledim İstanbul'u atlar gelirim arkadaÅŸ. 
En çok da yazın sinir oluyorum İzmir'de yaÅŸayanlara. Bodrum-Marmaris 3 saat, ÇeÅŸme 1 saat, Foça iki adım. İzmir'de olsam abartım yok her haftasonu Bodrum'a giderim. Alışığım zaten günde dört saat yol yapmaya en azından o kadar yol gidip Bodrum'a ulaşırım, altın topraklara :) Oldu da sıkıldım Bodrum'dan olmaz ya olacağı tuttu, şımardım falan Marmaris aynı uzaklıkta git oraya. Git Foça'ya kafa dinle, arkadaÅŸlarınla ÇeÅŸme'ye uzan. 
Bir de İzmir'in boşluğuna kılım. 4 milyon nüfuslu şehir mi olur arkadaşım! Biz burada 16 milyon kişi yuvarlanıp gidiyoruz! Yollar nasıl boş nasıl boş Allah'ım. Araba kullanmak resmen keyifli bir şey İzmir'de buranın aksine. Arkadaşlarım utanmadan şöyle cümleler sarf ediyorlar : "Ya trafikte kaldım yarım saat sürdü eve ulaşmam." Efendim! Yol bir saat sürse ne yazar trafik yok ki.
İnsanların da yüzü hep gülüyor arkadaşım. Nedir bu mutluluk? Neden mutlusun ya mutsuz ol benim gibi. Ben İzmir'de yaşasam hiçbir şeyi ciddiye almam. Her gittiğimde öyle hissediyorum valla. Herhalde oradakiler de almıyorlar ondan mutlular. Ben de mutlu olabilme hakkımı kullanmak istiyorum!
Başka birçok şeyin yanında ucuz olması durumu var tabii İzmir'in. Bazen o kadar ucuz ki bir bit yeniği arıyorum gittiğim yerde, İzmir'de olduğumu unutup. Mesela Friends&Burgers diye bir yer var. Ben Balçova Kipa'dakine gittim ama sanırım Ege Park'ta da şubeleri varmış. Daha önceki gidişlerimde rejimde olmam nedeniyle herkes güzelim burgerleri mideye indirirken ben tadına bile bakmamıştım ve salatama gömülmüştüm. Ama bu gidişim muhteşem oldu :) Fiyatlar inanılmaz ucuz. Tabii ben İstanbul'la karşılaştırıyorum :) Kavacık'ta kıçıkırık bir yerde plastik pakette gelen sıradan bir ton balıklı salata 9TL'yken burada avakadolu bilmemneli salata 8TL. Burgerlerin seviyorum ve çok seviyorum boyları var. Birkaç TL fark ediyor. En pahalı ve büyük burger 14TL. Babişimle bir güzel gömüldük valla burgerlere. O şarabını yudumladı ben akşamdan kalma olduğum için Zero'yla yetindim. Mekanın dekorasyonu da çok hoş bence. Mekan fotoğrafları daha önceki gidişime ait. Diğerlerini bu sefer çektim. Bence İzmir'e yolunuz düşerse aklınızda olsun burası. Ben beğendim. Çok lezzetli burgerler. Nasıl canım çekti şimdi ya of.